İnme Hastasıyım

İnme Hastasına Bakıyorum

İnme Hastası Yakınım – Tanıdığım Var


İnme Hastasıyım

1. İnme, Beyin Felci Nedir?

En basit ifadeyle inme, kan akımı olmaması nedeniyle beyin dokusunun hasar görmesidir.
Peki kan akımı neden olmaz?
● Beyin dokusunu besleyen damar tıkanabilir,
● Beyin dokusunu besleyen damarı pıhtı tıkayabilir,
● Beyin dokusunu besleyen damar yırtılabilir,
● Beyin dokusunu besleyen damarı “örneğin beyin tümöründeki gibi” bir kitle dışarıdan sıkıştırıp içinden kan geçmesine engel olabilir

2. İnme beyinde nasıl olur?

Beynimizi çim ekili bir bahçeye benzetirsek inme sonrası olanları biraz daha kolay anlayabiliriz.
Beyin dokusu ihtiyaç duyduğu tüm maddeleri kendisini besleyen damar içindeki kan ile sağlar. Kan akışını kesintiye uğratan tüm durumlar inme için risk oluşturur.

Beyin dokusu ihtiyaç duyduğu tüm maddeleri kendisini besleyen damar içindeki kan ile sağlar. Kan akışını kesintiye uğratan tüm durumlar inme için risk oluşturur.

Peki inme geçirmek beni nasıl etkileyecek?

  • Bu sorunun cevabı kan dolaşımı kesintiye uğrayan beyin dokusunun miktarı ile,
  • Beynin neresinin kan dolaşımının durduğu ile ve
  • Beslenemeyen beyin dokusunu kurtarmak için ne kadar erken davranıldığı ile çok yakından ilişkilidir.

2.1. İnme Neden Olur? İnmenin Farklı Tipleri Var mıdır?

Yukarıdaki resimdeki gibi beyni çim ekili bir bahçe, damarları da çimlerin kurumamasını sağlayan hortum olarak örneklendirirsek inme için risk oluşturan ve inmeye sebep olan durumları daha iyi anlayabiliriz. İnmenin temel olarak 2 farklı tipi vardır; iskemik inme, kanamaya bağlı inme. Bu 2 tipe neden olan farklı durumları aşağıda ele alacağız.

Kanama (Hemorajik inme)

Beyin kanaması, beyin dokusu içinde bulunan damarın yırtılarak “damar dışına çıkmaması gereken kanın” beyin içine dolması durumudur. Kanamaya neden olan durum travma olabilir (trafik kazası, yüksekten düşme, kafaya darbe alma gibi), yüksek tansiyon olabilir, doğuştan damar yapısındaki anormallikler olabilir. Kafatası beyin dokusunu korur. Ancak iç hacmi sabittir. Dolayısı ile beyin dokusu içine olan kanama var olan dokuları sıkıştırır. Kanın beynin hangi tabakasına dolduğu, kanamanın ne kadar olduğu, müdahalenin ne kadar sürede yapıldığı gibi pek çok değişken beyin kanaması geçiren kişinin sonraki süreçte nelerle karşılaşacağını belirler ve hastanın ne kadar iyileşeceği sorusuna vereceğimiz cevabı etkiler.

Damar Tıkanması (İskemik, trombotik inme)

İnme, beyni besleyen damarın tıkanması sonucu da meydana gelebilir. İnme geçiren her 10 hastanın yaklaşık 8’inde sebep damar tıkanması olarak bildirilmektedir (Mozaffarian, Benjamin et al. 2015). Sebepler çok farklı da olsa sonuç damarın içinden yeterli kan geçemeyecek kadar daralmasıdır. İskemi kelimesi herhangi bir dokuya gelen “kanın durması” anlamına gelmektedir.

Peki Trombotik inme nedir?

Soba borusunun içinin zamanla kurumla dolup tıkanmasında olduğu gibi damarın içi de vücudun çeşitli yerlerinde farklı nedenlerle zaman içinde daralabilir. Bu daralan kısımda kan akışı zorlaşır, akış hızı yavaşlar, düzensizleşir ve o bölgede damarın içinde pıhtı oluşturmasına neden olur (tromboz). Yine bu tip inmede hastanın ne kadar etkileneceği ve ne kadar iyileşeceği sorusunun cevabı tıkanan damarın bulunduğu yere ve ne kadar zamanda müdahale edildiğine bağlıdır.

Emboli

Emboli kelimesi “tıkaç, durduran şey, kama” gibi anlamlara gelmektedir. Emboli nedenli inmede beyin dışındaki bir damar içinde oluşan pıhtının damar sistemi içinde seyahat ederek beyin damarına ulaşması ve damarı tıkaması durumu söz konusudur. Ancak emboli illa kan pıhtısı nedenli olmayabilir. Örneğin kırıklar sonrası kemik iliği içindeki yağın damar içine kaçması, ya da hava embolisi de olabilmektedir.

Yüksek tansiyon

Yüksek tansiyon, kontrolsüz tansiyon tek başına inmeye neden olmaz. Ancak bu durum inme gelişmesine zemin hazırlar. Yüksek tansiyonun inmeye sebebiyet verdiği bilinmektedir (Dickinson 2003).

Peki inme ile tansiyonun ne ilgisi olabilir?

Yüksek tansiyon vücuttaki tüm damarların esnekliğini bozar. Ateroskleroz denilen damar sertliğinin oluşmasında yüksek tansiyon oldukça önemlidir. Sertleşen ve esnekliğini yitiren damar zaman içinde tıkanmaya daha yatkın hale gelir. Ateroskleroza uğrayan yani sertleşen damarda plak adı verilen damarı daraltan yapılar meydana gelir. Eski evlerdeki demir boruların iç kısımlarının bazı yerlerinin aşırı paslanıp suyun içindeki kireçleri biriktirerek tıkamasına benzetilebilir bu durum. Damarın tıkandığı bölge beyinde olursa inmeye neden olur. Örneğin bacakları besleyen damarlarda olduğunda hasta hızlı yürüdüğünde bacaklarının şiddetle ağrıdığını söyler. Yüksek tansiyon ayrıca damarı yırtılmaya karşı zorlayıcı bir faktördür. Bir balonu şişirmeye devam ettiğimizde patlayacağı gibi damarın da aşırı tazyike maruz kalması damarı yırtarak kanamaya sebep olabilir.

Yüksek Kolesterol

Yüksek kolesterol de tek başına inmeye neden olmaz. Ancak bu durum inme gelişmesine zemin hazırlar. Kolesterol vücudumuz için olmazsa olmazlardandır. Fakat fazlası tehlike oluşturur. Damar sertliği de denilen aterosklerozda zaman içinde damarın belirli kısmında aşırı daralmaya ve tıkanmaya neden olan plaklar oluşur.

Peki bu plakların yapısında neler vardır?

Plaklar kolesterol, yağ, kalsiyum ve hücre atıklarından meydana gelir. Dolayısı ile iyi huylu olmayan (HDL seviyesi düşük olan, LDL seviyesi yüksek olan) kolesterol varlığı damarlarda tıkayıcı plakların oluşmasına ve büyümesine neden olur. Damarın içinden dokuların ihtiyacını karşılayacak kadar kan geçtiği müddetçe sorun oluşturmayabilir. Ne zaman doku beslenemez o zaman problem başlar.

Damar yapısının anormallikleri (AVM)

Damarlar her insanda parmak izi gibi farklılık gösterirler. Bu farklılık büyük damarlarda çok fazla olmasa da özellikle dokuların içine dağılmaya başladıktan sonra dallandığı yer, dallarına ayrılma sayısı kılcal damar yapısının uzunluğu, toplar damarların başlayacağı yer gibi pek çok durum kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bu damar yapısı ve şekli çoğu doku için doğumdan önce organlar gelişirken belirlenmiş olur. Bazen bu küçük damarlar, küçük bir alanda gereğinden çok daha fazla kümelenirler. Öyle ki, atar damar hemen toplar damar ile bağlı halde olur. İşte bu yapıya tıbbi olarak arterio-venöz malformasyon adı verilir. Bu duruma atar damardan toplar damara hatalı damar oluşumu da diyebiliriz. Bu tip damarlar vücudun çok farklı yerlerinde olabilirler. İnme konusu içinde bahsettiğimiz bu damar yapı anormalliği beyin içinde olur. Beyin damar yapısı içinde bulunan bu anormallik çoğu zaman hiçbir probleme yol açmaz. Ancak bu anormal damar yapısı genişleyerek bazen beyin dokusunu bir yerlere itebilir, bir kısım beyin dokusunu sıkıştırarak beslenmesine engel olabilir. Ya da bazen bu anormal yapı yırtılabilir ve beyin kanamasına yol açar.

Beyin Anevrizmaları

Anevrizma damar duvarının balonlaşmasıdır. Nasıl ki araba lastiğinde balonlar oluşabiliyor ve bu istenmiyorsa aynı durum damarlarımız için de geçerlidir. Balon yapmış bir araç lastiği ile seyahat etmek çok risklidir. Damarlardaki küçük balonlar çoğunlukla probleme yol açmazlar. Ancak bu balon büyürse etrafındaki dokuları sıkıştırabilir. Bu durum ağrı ya da başka problemlere neden olabilir. Ayrıca bu balonlaşan damar kısmından kan sızabilir, ya da yırtılıp ciddi kanamaya yol açabilir.

Peki Anevrizmalar nasıl bulgu verir?

Küçük anevrizmalar bulgu vermeden hayatımıza devam edebiliriz. Başka bir nedenle istenen beyin MR görüntülemesinde rastgele tespit edilebilirler. Ya da ailede tespit edildikten sonra kontrol amaçlı istendiğinde ortaya çıkabilir. Anevrizma büyüdükçe baş ağrısı, yüzde ağrı, bulanık ya da çift görme gibi semptomlar ortaya çıkabilir. Anevrizma yırtıldığında ise şiddetli baş ağrısı (hastalar bu ağrıyı hayatımda gördüğüm en kötü baş ağrısıydı diye anlatırlar), kusma, bulantı, şuur kaybı gibi bulgular verir. Yapılan tetkiklerde anevrizma yırtılması tespit edilmişse acil olarak cerrahi müdahale gerekir.

Anevrizma kimlerde görülebilir?

Herkeste anevrizma olabilir. Ancak akrabalarda görülmesi, yüksek tansiyon, sigara kullanımı anevrizmaların problem oluşturma ihtimalini artırır.

Tümörler

Beyin tümörleri inmenin direkt sebebi değildir. İnmeye neden olan tümör bu duruma beyin dokusunu besleyen damara sıkıştırarak ya da çevresindeki beyin dokusunu sıkıştırarak neden olur. İyi huylu ve yavaş büyüyen bir beyin tümörü bu duruma yol açmadan yıllarca sessiz kalabilir. Kötü huylu ya da hızlı büyüyen tümörler inme açısından daha risklidir. İnme nedeni tümör olan bir hastada ameliyat ile tümörün çıkarılması iyileşme ihtimalini artırır.

Kalp durması, kalp krizi              

Ani kalp durmaları, kalp krizi geçirmek doğrudan inmeye sebep olmaz. Ancak kalp durduğu için diğer tüm dokular gibi beyin de kendisini besleyen kan akımından mahrum kalmış olur. Tüm vücudumuzda kan akımı kesintisine en hassas dokumuz beynimizdir. Yaklaşık 5 dakika kadar kan akımı olmadan idare etmeye çalışan beyin hücrelerimiz süre uzadıkça ölmeye başlar. Bu durum da inmeye zemin hazırlar. Kalp durması ve kalp krizine bağlı beyin beslenme bozukluğunda “anoksik beyin hasarı” dediğimiz beyin dokusunun yaygın olarak hasar gördüğü tıbbi durum ortaya çıkar. Bu hastalarda görülen inme çoğu zaman vücudun bir yarısından daha fazlasının kontrolünü yitirmekle sonuçlanır.

Kalp ritim bozukluğu (AF)

Kalp ritim bozukluğu ve özellikle de atriyal fibrilasyon dediğimiz kalp karıncığının düzensiz ve “pırpır” şeklinde kasılması kalp içinde sürekli durgun bir kan kalmasına neden olur. Bu durgun hale gelen ve hareketi azalan kan birikintisi kalp karıncığı içinde pıhtılar oluşturabilir. Bu pıhtı damar içinde seyahat ederek emboli oluşmasına zemin hazırlar. Bu nedenle kalp ritim bozukluğu olan hastaların kanlarının daha geç pıhtılaşması için özellikli kan sulandırıcı ilaçlar kullanırlar.

3. İnme geçirdiğimizi nasıl anlarız?

Kendimizde tespit edebileceğimiz, fark edebileceğimiz değişikliklerle inme geçirdiğimizi anlayabiliriz. Bu değişiklikleri söyle sıralayabiliriz;

Yüzün kayması; yüzün bir yarısının aşağı sarkması, ağız kenarından salya akması,
Kolun veya bacağın güçsüzleşmesi; bir şeyleri tutamamak, ayağı kaldıramamak, aniden kol veya bacakta hissizlik gelişmesi. Kolun veya bacağın kendimize ait değilmiş gibi hissedilmesi,
Konuşma bozukluğu; birden konuşmamızın değişmesi, dilimizin ağzımıza dolanması, anlaşılmaz konuşmak

İnme Tanısı nasıl konur?                           

Yukarıda sayılan bulguların kendimizde ya da bir yakınımızda olması derhal 112’yi arayıp ilk yardım istenmesi gerektiren bir durumdur. Bir sağlık kuruluşunda yapılacak hekim muayenesi ve beyin görüntülemesi (MR veya Tomografi) ile beyin dokusunda hasar olup olmadığı ve kanama geçirilip geçirilmediği anlaşılmakta, tanı konmaktadır. Sonraki aşamada bu inmenin kalp ile veya diğer damarlarla ilişkisi olup olmadığı, erken yaşta ise sebep olabilecek diğer hastalıklarla ilişkisi gibi durumlar araştırılabilmektedir.

4. Daha önce olmuş muydu? (TİA)                        

Geçici iskemik atak denilen bir nörolojik durum da vardır ki bulgular inme ile aynıdır (İngilizce Transient Ischemic Attack [TIA]). Ancak beyin hasar görmeden beslenmesi tekrar başlar. Dolayısı ile inme geçirme bulgularının hepsi birkaç dakika ile bir gün gibi bir zaman aralığında kaybolur.

                TİA bulguları nelerdir?

TİA’da elde, kolda, bacakta, dilde, çenede, yüz yarımında uyuşma veya güçsüzlük görülebilir, konuşma birden bozulabilir, dil ağızda dolanır, konuşma başarılamaz, bulanık görme olabilir.

İnmeden farkı nedir?

İnmedeki beyin hasarı ve bulgular kalıcıdır, TİA da bu bulgular gelip geçer.

TİA neden olur?

İnmeye neden olan durumlar TİA’ya da neden olabilir. Sonuç olarak beyin kısa süre kan akımından mahrum kalır. İnme tablosu ortaya çıkar ancak kan akımı tekrar dokuların beslenmesine yetecek kadar başlar ve bulgular silinir. Bu durum damarın tamamen açıldığı anlamına gelmez. Damar yine TİA geçirmeden önce ne kadar tıkalı ise aynı düzeyde tıkalı olmaya devam eder.

TİA İnmenin habercisi midir?

Özellikle damar tıkanıklığı-darlığı olan kişilerde TİA geçirmek, inmenin habercisi olabilir. Bu kişiler inme geçirmek açısından oldukça yüksek riske sahiptir. İnme geçirme riski de TİA’yı takip eden gün ve haftalarda daha yüksek olmaktadır. Bu nedenle geçici iskemik atak dediğimiz ve yukarıda bulgularını saydığımız durumun sizde olduğunu düşünüyorsanız muhakkak bir Nöroloji Kliniğine başvurmalısınız.

TİA nasıl tedavi edilir?

TİA geçiren kişide yapılan tetkiklerde müdahale ile genişletilebilecek ve tehlikeli derecede tıkalı bir damar tespit edilir ise o damar gerekli yöntemlerle genişletilebilmektedir. Bu işlem yapılsa da yapılmasa da doktorunuzun başlayacağı ilaçları düzenli kullanmanız oldukça önemlidir. Önemli olan TİA geçirmenize sebep olan senaryonun tekrar oluşmasına engel olmaktır. Bu amaçla kan basıncını düzenleyen ilaçlar, kolesterol ilaçları, kan sulandırıcı ilaçlar (aspirin, klopidogrel gibi), pıhtı süresini uzatan ilaçlar, şeker ilaçları gibi ilaçlar hastalığınıza göre düzenlenir.

İlaç tedavisinin yanı sıra artık yaşam stilinizi değiştirmeniz gerektiğini de anlamalısınız (bk. konu6). Sigarayı bırakmak, tuz tüketimini azaltmak, düzenli egzersize başlamak (örneğin haftanın en az 3 günü kalbinizin attığını duyacak tempoda yarım saat yürümek), fazla kilolardan kurtulmak, düşük yağlı ve kalori dengesi ayarlanmış diyet ile beslenmek (bk. inme ve beslenme konusu), alkol alımını en aza indirmek veya kesmek gibi değişiklikleri yapmak konusunda kararlı olmalısınız.

5. İnme tedavisi

İnme geçiren bir kişide tedavi sürecini 4 temel aşamada ele alacağız.                   

                En erken dönem tedaviler

İskemik dediğimiz inme türünde beyin dokusuna gelen kanın durduğundan bahsetmiştik. Bu tür inmede, hemen dakikalar ve saatler içinde uygulanabilecek 2 tür tedavi vardır. Pıhtı çözücü tedavi ve mekanik olarak pıhtının çekilip alınması.

                               Pıhtı çözücü tedavilere trombolitik tedavi de denilmektedir. Alteplase ve Tenecteplase (t-PA) adlı ilaçlar bu amaçla kullanılmaktadır. Tedavinin başarısı inmeden sonra ne kadar sürede verildiği ile alakalıdır. Beyin kanamasına yol açma riski nedeniyle kime ne kadar nasıl uygulanacağı hekim kontrolündedir.

                               Mekanik olarak pıhtının çekilip alınması ise girişimsel radyolog veya bu konuda eğitim almış bir uzman hekimce uygulanır. Uygun damardan ince esnek bir boru geçirilip itilerek tıkalı damara ulaşılır. Çeşitli yöntemlerle pıhtı çekilip alınır.

                Yoğun Bakım

İnme geçiren her hastanın yoğun bakım ihtiyacı olmayabilir. Ancak şuur kaybı olmuş hastalarda, kanama geçirenlerde yakın takip ve solunum cihaz desteği gerekebilir. Bu nedenle yoğun bakımda takip edilen hastada cilt bakımı, ağız bakımı, eklem hareket açıklığı egzersizleri, hastanın pozisyonlanması, yara oluşumunun önlenmesi için uygun yatak ekipman desteği, beslenme desteği, enfeksiyon varlığında uygun tedaviler bu hastaların yoğun bakım sürecini sorunsuz atlatması için titizlikle sağlanır.

                Ameliyat (kanama, dekompresyon, trombektomi, stent)

Beyin kanaması, anevrizma, anevrizmanın yırtılması, atardamar toplardamar yapı bozukluğu (AVM) onarımı, dekompresif cerrahi (kanamanın neden olduğu yüksek basıncın beyine zarar vermesine engel olmak için yapılan, kafatasına müdahale edildiği cerrahi işlemler) ameliyat gerektirebilecek durumlardır. Ayrıca tıkalı damarın açılması ve damara stent takılması gibi işlemler de yapılabilmektedir. Cerrahi işlem ile kanamanın durdurulması ve kafa içindeki basıncı azaltılması hedeflenir. Anevrizma tedavisinde damarın balonlaşan kök kısmına kelepçe takılarak kanaması ve probleme yol açması önlenir. Bir diğer yöntemde damar içine yerleştirilen ince esnek tüp ilerletilerek balonlaşan damara ulaşılır, balonlaşmış kısmın içine bir nevi çimento dökülerek (coil embolization; damarın içi coil edilerek pıhtının oluşması ve artık o kısmın dolup sertleşmesi) o kısım körlenir ve kanama-yırtılma riski önlenmiş olur. AVM (atardamar toplardamar yapı bozukluğu)’lerde bazı durumlarda ileride probleme yol açacağı öngörülerek cerrahi onarım yapılabilir.

                Endarterektomi              

Bu işlem inmeli hastalarda çoğunlukla tıkalı olan şah damarının açılması amacıyla uygulanır. Bu işlemde tıkalı olduğu tespit edilen şah damarı ameliyat ile açılır, damarın için tıkayan plaklar temizlenir, damar onarılarak kapatılır. Bir başka yöntemde de damar içinden ilerletilerek tıkalı damara ince esnek bir boru ile ulaşılır. Tıkalı olan kısmı açmak için damarın içine stent yerleştirilir.

İlaç Tedavisi              

                İlaçlar ne işe yarayacak?

İnme geçirdim zaten bu ilaçları kullanmak ne işe yarayacak diye düşünmek sizin yararınıza değildir. İnme sonrası dönemde verilen tedaviler ile hasarlanan beyin dokusu içinde iyileşme ihtimali olan hücrelerin iyileşmesi hedeflenir ve tekrar inme geçirmeniz önlenmeye çalışılır. Bu nedenle verilecek tedaviler ve ilaçlar hastaya ve ek hastalıklara göre değişkenlik gösterse de temel olarak 3 grup ilaç vardır. Tansiyon düşürücüler, kolesterol düşürücüler, pıhtı önleyiciler.

                               Tansiyon Kontrolü

Tansiyon aleti ile tansiyonunuzu ölçtüğünüzde değer 13’e 8’in üstünde ise tansiyonunuz var demektir. Doktorunuzun verdiği ya da vereceği tansiyon ilaçlarını düzenli bir şekilde kullanmalısınız. Bunun dışında kilo vermek, yağsız ve sebze ağırlıklı beslenmek, tuzsuz yemeye alışmak, haftanın çoğu günü yarım saat spor yapmak tansiyonu kontrol altında tutmak için yapabileceğiniz değişikliklerdendir.

                               Kolesterol Düşürücüler

Kolesterol hepimizin kanında bulunur ve bulunması gereklidir. Kan tahlilinizde kolesterol ölçüldüğünde Total Kolesterol, HDL, LDL ve Trigliserid gibi parametreleri göreceksiniz. Halk arasında LDL ye kötü kolesterol, HDL ye iyi kolesterol de denilmektedir. Çünkü iyi olan HDL’nin kanda yüksek olması kalp krizi, inme gibi problemlerle karşılaşma riskini azaltmaktadır. LDL’nin yüksek olması da bu problemlerin olması ihtimalini artırır. Trigliserid ise kandaki yağdır. Yüksek olması yine inme ve kalp krizi riskini artırır.

Kolesterolüm kaç olmalı?

Sizin için ideal kolesterol ve trigliserid değerlerinin kaç olması gerektiğini doktorunuza danışmalısınız. Çünkü her hasta farklı ek hastalıklara ve risklere sahiptir. Ancak toplumun geneli düşünüldüğünde ve henüz bir kalp hastalığı yoksa;

  • Total kolesterol 200’ün altında,
  • LDL kolesterol 130’un altında
  • HDL kolesterol 60’ın üstünde
  • Trigliserid 150’nin altında olmalıdır.

Yüksek kolesterol değerine sahip olmanın yanında sigara kullanımı, yüksek tansiyon, anne-baba-kardeşte kalp hastalığı varlığı, uygunsuz beslenme (sebze az yağ çok gibi),  yaşın 65 ve üzeri olması, obezite gibi nedenler kalp krizi ve inme riskini belirgin artırır.

Doktorunuz kolesterol ilacı vermiş ise tedaviye devam etmelisiniz. İlacı içtiğinizde hiçbir farklılık hissetmeyeceksiniz. Ancak kolesterol düşürücü ilaçlar uzun vadede kalp krizi, inme ve ölüm riskini azaltmaya yardımcı olur.

İlaç içmeden de kolesterolümü düşürebilir miyim?

Evet düşürebilirsiniz. Bunun için; kırmızı et, tereyağı, kızartmalar, margarin vb yağlı yiyecekler tüketmemelisiniz. Eğer kilonuz fazla ise mutlaka zayıflayın. Daha hareketli biri haline gelin.

                Kan Cıvıltıcılar ve Pıhtı Önleyiciler

İskemik inmede sıklıkla kullanılan ilaç aspirindir.

                Aspirin: Platelet denilen kan hücre parçacıkları bir yerimiz kesildiğinde yaralandığımızda kan kaybetmemizi önlemek için bir araya gelerek bozulan damar yapısını tıkarlar. Böylece damardan daha fazla kan kaçmasını önlerler. İnme geçirdiğimizde de beynimizdeki daralmış damarlardan kan geçmeye çalışırken bu tür tıkaçlar oluştururlar. Aspirin, Plavix (klopidogrel) gibi ilaçlar bu kan pıhtısı oluşturan hücrelerin damar içinde tıkaç oluşturmalarına engel olur. Ancak bu  ilaçlar zaten oluşmuş pıhtıların çözülmesini sağlamazlar. İnmenin ilk 3 ayı için bazen hem aspirin hem plavix tedavisi verilebilir.

                Antikoagülanlar: Pradaxa, Xarelto gibi yeni nesil ilaçlar ve Coumadin (Kumadin, varfarin) bu gruptadır. Daha ziyade vücudun başka yerinden emboli riski nedeniyle ya da bazen tekrarlayan inmelerde tercih edilirler.

Tuzsuz diyet:

Kimler tuzsuz yesin?

Aslında herkes gereğinden fazla tuz tüketmekte. Günlük tuz alımımız 4-5 gram düzeyinde iken uzmanlar günlük 2,5 gramdan daha fazla tuz tüketmememizi öneriyor. Dolayısı ile mümkün mertebe tabağımızdaki yemeğe tuz atmamaya, salatayı tuzsuz tüketmeye kendimizi alıştırmalıyız.          Böylece tansiyonumuz düşer, vücutta fazladan sıvı birikimi olmaz, böbreklerimiz tuzun fazlasını atmak için zora girmez, böbrek taşı oluşumunu azaltabilir, kemiklerimizi güçlü kalır.

Diyetimi nasıl daha tuzsuz hale getiririm?

Çoğumuz sofraya tuzluk getirmediğimizde ve yiyeceklerimize ya da yemeklere tuz atmadığımızda sorunun hallolduğunu düşünürüz. Ancak bu doğru değildir. Marketten aldığımız hazır gıdalarda ve restoranda hazırlanan yiyeceklerde çoğunlukla yeterinden fazla tuz bulunmaktadır. Bu nedenle işlenmiş yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durmalıyız. Yani konserve, kavanoz ve paketlenmiş yiyecekler tercih etmemek, mümkün olduğunca restoranlardan yememek alışkanlığını kazanmalıyız.

Bunun yerine taze veya taze-dondurulmuş sebze ve meyveleri tercih etmeliyiz. Et, balık, tavuk gibi ürünleri işlenmemiş halleri ile almaya özen göstermeliyiz. Yemekleri bu şekilde aldığımız ürünlerle yapmaya gayret etmeliyiz.

Diyeti tuzsuz hale getirirken birden ve ani değişimler yapmak diyetin devam ettirilmesini zorlaştırır. Bu nedenle basamak basamak ilerlemek, önce bir gıdayı tuzsuz yemeye alıştıktan sonra diğer gıdayı tuzsuz yemeye alışmak ve vazgeçmemek daha uygun olabilir. Küçük adımlarla ilerlemek vazgeçip eski alışkanlığınıza dönmekten daha iyidir.  

Tuz iştah ve lezzet artırıcıdır. Bu nedenle tuzsuz diyete alışmak hemen olabilecek bir şey değildir. Bu nedenle iştahı ve lezzeti artırmak için ve tuzsuz diyetten tiksinmemek için yiyeceklerinize baharatlar, limon, sirke, otlar ekleyin.

Peki neler yemeliyim?

Aşağıda ele alacağımız yiyeceklerde bulunacak tuz miktarı bir markadan diğerine büyük ölçüde farklılık gösterebilir. Bu nedenle kutu-paket üzerinde yazan tuz miktarını (Sodyum; Na) okumakta ve öğün miktarını buna göre belirlemekte fayda var. Hesaplama yaparken günlük tuz tüketimi toplamı 2.3 gramdan (2300 mg) az olmalı, doktorunuz tuzsuz diyet önermişse bu rakamı 1.8 gramın (1800 mg) da altında olacak şekilde hesaplamalıyız.

● Bisküviler, tam tahıllı ekmekler, tuzsuz simitler, tuzsuz mısır ve un ekmeği

● Tahıllar – Yulaf ezmesi, pirinç veya mısır gevreği, şişirilmiş buğday, şişirilmiş pirinç, kıyılmış buğday gibi pek çok az tuzlu pişmiş (sodyum içeriğini belirlemek için etiketi okuyun).

● Tuzsuz krakerler ve tuzsuz atıştırmalıklar, tuzsuz fıstık ezmesi, tuzsuz kuruyemişler veya tohumlar, tuzsuz patlamış mısır,

● Makarna, pirinç ve patates – Her tür makarna (tuzsuz suda pişirilmiş), patates, pirinç,

● Kuru fasulye,  bezelye veya az tuzlu konserve halleri (sodyum içeriğini belirlemek için etiketi okuyun).

● Taze veya dondurulmuş sığır eti, kümes hayvanları ve balık; düşük sodyumlu konserve ton balığı ve somon; yumurta veya ürünleri (sodyum içeriğini belirlemek için etiketi okuyun).

●  Taze, dondurulmuş veya konserve meyveler, sossuz taze veya dondurulmuş sebzeler, tuzsuz konserve sebzeler, az tuzlu domates sosu / salçası,

● Süt, krema, yoğurt, düşük sodyumlu süzme peynirler ve diğer peynirler (porsiyon boyutları ve sodyum miktarını belirlemek için etiketi okuyun),

● Bitkisel yağlar (zeytin, kanola, mısır, fıstık), tuzsuz tereyağı,

● Tuzsuz çorbalar ve düşük sodyumlu bulyon küpleri, tuzsuz et suyu, tuz ilave edilmemiş ev yapımı çorbalar,

● Şerbet, puding, dondurma, bazı unlu mamuller, şeker, bal, reçel, jöle, marmelat, şurup

● Kahve, çay, alkolsüz içecekler, meyve aromalı içecekler, az tuzlu domates suyu, her türlü meyve suyu

● Taze ve kuru otlar; limon suyu, sirke ve “acı” sos; az tuzlu veya tuzsuz ketçap; tuz içermeyen baharat karışımları

Peki neler yemeMEliyim?

Özellikle de işlenmiş pek çok yiyecekten kaçınmak gerekir. Aşağıdaki listede örneklerini görebilirsiniz.

● Hamur işleri (börek, krep, çörek, mısır ekmeği), birçok kutulu soğuk tahıllar, kendi kendine kabaran un (paket ambalajındaki içerik listesinde sodyum veya tuz değerini okuyun.)

● Tuzlu krakerler ve atıştırmalıklar (cips, çubuk kraker, patlamış mısır), normal fıstık ezmesi, hazır soslar, tuzlu kuruyemişler veya tohumlar,

● Makarna ve peynir karışımı; pirinç, erişte veya spagetti karışımları; konserve spagetti; dondurulmuş hazır lazanya; hazır dolma, hazır sarma, hazır patatesler; baharatlı patates karışımları,

● Jambon, pastırma, sucuk, salam, sosis, tuzlu kuru et veya hayvansal yağ ile hazırlanmış fasulye veya bezelye; Düşük sodyumlu olarak etiketlenmedikçe çoğu konserve fasulye ve bezelye,

● Tuzlu, tütsülenmiş, konserve, baharatlı ve işlenmiş et, kümes hayvanları veya balık; tuzunun düşük olduğu belirtilmediği sürece birçok şarküteri ve kümes hayvanı; öğle yemeği etleri; sosisli; paneli dondurulmuş et, balık veya kümes hayvanları; donmuş akşam yemekleri ve diğer donmuş yemekler; hazır pizza, hazır börek

● Normal konserve sebzeler ve sebze suları, normal domates sosu ve salça, zeytin, turşu, çeşniler, tereyağında veya soslarda dondurulmuş sebzeler, sodyum sülfit ile kurutulmuş meyveler

● Ayran, çoğu çikolatalı süt, işlenmiş peynir dilimleri ve ezmeler, çoğu süzme peynir, eski veya doğal peynirler, kaşar peyniri, eski kaşar,

● Hazırlanmış salata sosları, hazır Rus salatası, mayonez, tuzlu tereyağı veya margarin,

● Konserve veya hazır çorbalar, güveçler, et suları veya bulyon; paketlenmiş ve dondurulmuş çorbalar,

● Paketlenmiş unlu mamuller,

● Sodyum veya tuz eklenmiş gazlı içecekler; yüksek sodyumlu soda-maden suyu normal domates veya sebze suyu; bazı alkollü içecekler (değişken sodyum içeriği)

● Çeşnili sofra tuzu, taco baharatları, tartar sosu, ketçap, kırmızı biber sosu, soğan tuzu, hardal, sarımsak tuzu, soya sosu, biftek ve barbekü sosu, baharatlı tuz, monosodyum glutamat (MSG),

Rehabilitasyon          

Hasta bakımı (yatak yarası, ağız bakımı)  

İnme sonrası hasta bakımında belli başlı noktalara dikkat etmek gerekir. Bu durumları şu şekilde sıralayabiliriz, yatak yaralarının önlenmesi, cilt bakımı, ağız bakımı, idrar yolu enfeksiyon riski, yutma ve beslenme problemleri, omuz ağrısı, düşme riski, depresyon.

                Yatak yarası;
Bası yarası, basınç yarası, bası ülseri gibi değişik terimlerle ifade edilebilir. Uzun süre aynı pozisyonda kalındığı zaman vücut ağrılığının en fazla baskı yaptığı yerde cilt ve cilt altı dokusunu besleyen küçük damarlar kapanır. O bölgenin kan dolaşımı ya azalır ya tamamen kesilir. Bu durumda doku kendisini besleyen kan akımından mahrum kalmış olur. Bu süre uzadığında beslenemeyen dokular ölmeye başlar ve  yara oluşur. Kendi başına yatak içi pozisyonunu değiştiremeyen kişilerde daha sık karşılaşılmaktadır. Genellikle topuk, kuyruk sokumu, kalça, sırt, kafa gibi bölgelerde görülmektedir. Başlangıçta cilt kızarır, zamanında önlem alınmaz ve müdahale edilmezse cildin üst kısmından başlayarak doku kaybı meydana gelir. Cildin tamamı kaybolarak alttaki kas dokusu görünür hale gelebilir, daha da ilerleyerek yara kemik dokuya ulaşabilir. Enfeksiyonlar ile durum daha karmaşık hale gelir. Hareket kısıtlılığı olan, yatak içinde yan taraflarına dönemeyen hastalarda özellikle dikkat gerekir. Yatak yatay konumda olmalıdır (hastanın yatış pozisyonu 30 dereceden daha dikleştirildiğinde risk daha da artar). Çarşaf düz olmalıdır. Bacak altına, ayak bileği çevresine yastık desteği topuk yaraları için önleyici olabilir. Hastanın saatte bir, en azından 2 saatte bir pozisyon değiştirmesi sağlanmalıdır. Havalı yatak veya viskoelastik yataklar kullanılabilir. Yatak yarası geliştikten sonra kaybolan dokunun çabuk iyileşebilmesi için hastaya en uygun proteinden zengin diyet başlanabilir. Yatak yarası geliştikten sonra uygun yöntem ve merhemlerle pansumanı yapılır.

                İnme sonrası ne zaman banyo yapabilirim?

Hastaya herhangi bir ameliyat veya girişimsel işlem uygulanmamışsa banyo zamanı için ek bir kural yoktur. Aşırı sıcak veya soğuk su kullanımından kaçınmak gerekir. Yıkanmak hastanın kendisini daha iyi hissetmesini sağlar. Genital bölge temizliği enfeksiyon riskini azaltır. Ancak beyin cerrahisi geçiren hastada ameliyat yerinin yeterince iyileşmiş olması ya da o bölgenin yıkanmaması gerekmektedir. Bu nedenle ameliyattan sonra hastanede kalınan süre içinde çoğunlukla sprey köpüklerle hasta silinerek temizlik sağlanmaktadır. Taburcu olduktan sonraki banyo süreci konusunda doktorunuza danışmalısınız.

                Banyo nasıl olmalıdır?

İnme sonrası hastanın banyosunun modifiye edilmesi, değiştirilmesi, hastaya uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Su ısıtıcı sistemin derecesi yanıklara engel olacak şekilde ayarlanmalıdır. Suyu açıp kapayacak musluk hastanın tek elle kolayca kullanacağı şekilde olmalıdır. Duvar kenarlarına tutamak boru takılması, zeminin kayganlığını azaltacak kaplamalar, örtüler, materyaller, ayakta duramayacak durumda olanlar için kaymayan tabure (duvara ya da yere monteli), tabureye güvenle oturup kalkmak için tutamaklar örnek olarak verilebilir. Yardım almadan yıkanmak isteyen hastanın tek elle sabunu tutup yıkanması zor olacak ise duvara monteli ve basması kolay sıvı sabun aparatları tercih edilebilir. Uzun çubuklu, tek elle kolayca kullanılabilen banyo lifi tercih edilebilir.

                Ağız bakımı

İnme sonrasında hastanede kalış süresi içinde, yoğun bakımda kalırken hastayı enfeksiyonlara yatkın hale getiren durumlardan biri de yetersiz ağız bakımıdır. Ağız bakımı yapılmadığında ağız içi bakteri yükü oldukça fazla olmaktadır. İnmeli hastalarda yutma problemi olabilmektedir. Bu nedenle boğaza, akciğere kaçan yiyecek veya tükürük enfeksiyon için risk taşır. Yoğun bakımda ağız bakımı temizlik-hijyen parametrelerinden biridir. Sonraki süreçte genellikle ihmal edilse de inme sonrası ağız bakımı hem sosyal hem de fiziksel sağlık açısından önemlidir. Ağız temizliği için su, tuzlu su veya ağız temizlik sıvıları ile gargara yapılması, yapılamıyorsa bu sıvılara batırılmış peçete-pamuk ile ağız temizliğinin sağlanması gerekmektedir. Hasta diş fırçasını tutmakta zorlanıyorsa fırçanın sapı küçük bir havluyla sarılıp bağlanabilir.

                Yutma problemleri, malnütrisyon

Yutma dil ağız ve boğazdaki kasların koordine hareketi ile sağlanır. Beyin hasarı gelişen kişilerde bu kaslarda güçsüzlük ve koordinasyon bozukluğu nedeniyle yutma fonksiyonu bozulabilir. Bu durumu anlatmak için kullanılan tıbbi terim “disfaji” dir.

10 inmeli hastadan aşağı yukarı 4’ünde yutma bozukluğu görülür. İnmeli hastada görülen yutma bozukluğu çoğunlukla geçicidir. Normal yutma fonksiyonu inmeli hastaların %90’ında inmeyi takip eden 2 hafta içinde kendiliğinden geri gelir. Çünkü yutma fonksiyonu beyinin her iki tarafı ile de kontrol edilir. Bu nedenle özellikle ilk 3 ay içinde beslenme sırasında gıdaların akciğere kaçmamasına ekstra özen gösterilmelidir.

Disfaji günlük ihtiyaç duyulan kalorinin alınamamasına neden olabilir. Bu duruma “malnutrisyon” yani bozulmuş-yetersiz beslenme denilmektedir. Yeterli kalori alınamayınca iyileşme süreci uzar, ek rahatsızlıklar, enfeksiyonlar görülür. Bu nedenle inmeli hasta daha nöroloji kliniğinde takip edilirken yutma ve besin alımı yönüyle değerlendirilmelidir.

Yeterli beslenemeyen, yutamayan hastalarda ihtiyaç duyulduğunda nazogastrik tüp takılarak gıdalar bu tüp ile mideye ulaştırılır. Yutarak beslenememe durumu 3-4 haftadan daha uzun sürecek ise Perkütan Endoskopik Gastrostomi (PEG) denilen tüp karın bölgesine yerleştirilir ve beslenme buradan sağlanır. Yutma (yeme-içme) yetisi yeterince düzeldiğinde bu tüp çıkarılır.

Disfaji tükrük ve yiyeceklerin akciğere kaçmasına sebep olabileceği için dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Akciğere hava dışında giren sıvı ve katı her şey aspirasyon olarak tanımlanır. Aspire edilen gıdalar ve tükürük “aspirasyon zatürresi” denilen enfeksiyona neden olabilir. Yutma bozukluğu olan inmeli hastada aspirasyon zatürresi riski 3 kat artmıştır.

İnmeli hastada aspirasyon riski olup olmadığı tecrübeli rehabilitasyon hekimince basit su yutma testi ile anlaşılabilir. Bunun dışında videofloroskopi tetkiki ile çok daha detaylı yutma analizi yapılabilmektedir. Hasta suyu yutmakta güçlük çekiyorsa belli bir süre için ağızdan beslenme (yeme ve içme) yapılmaz. Bu süre içinde vücudun ihtiyaç duyduğu enerji ve sıvı damar yolu ile sağlanır. Sonrasında yarı-katı gıda şeklinde beslenmeye başlanır ve spesifik egzersiz programı ile hastanın yutma fonksiyonu tekrar kazanılmaya çalışılır.

                Enfeksiyonlar ve takibi

Çoğu inmeli hastada, ne kadar özen gösterilirse gösterilsin akut inmeden kısa süre sonra enfeksiyon gelişmektedir. İnmenin şiddeti (beyinde hasarlanan alanın büyüklüğü), enfeksiyon riskinin en güçlü belirleyicisidir. Beyin fonksiyonları ve bağışıklık sistemi birbiri ile bağlantılıdır inme gibi ani gelişen beyin hasarında enfeksiyon gelişme riski artmakta, bağışıklık sisteminin fonksiyonları azalmaktadır.  Yani inme sonrası akut dönemde enfeksiyonun ortaya çıkması, beyin hasarının tetiklediği bağışıklık mekanizmalarına da bağlıdır. Bu durum immünodepresyon sendromu olarak tanımlanmaktadır.

İnme sonrası erken dönemde görülen enfeksiyon zamanında kontrol edilmezse nörolojik iyileşmeyi geciktirir ve hastanede kalma süresini uzatır. Yapılan çalışmalarda inmeden sonra meydana gelen şiddetli enfeksiyonların ölüm riskinde artışa ve kötü fonksiyonel sonuca neden olduğu gösterilmiştir.

İnme sonrası enfeksiyon yaklaşık olarak her 2 hastadan birinde görülür. Pnömoni (zatürre) ve idrar yolu enfeksiyonları, inme sonrası en sık görülen enfeksiyonlardır.

İnme sonrası pnömoni (zatürre)

Solunum yolu enfeksiyonunun spesifik olmayan belirtileri ateş, öksürük, balgam, nefes darlığı, kas-eklem ağrısı, baş ağrısı ve deliryumdur (hastanın saçmalama tarzında konuşması, kendinde olmaması gibi durumlar). Zatürre tanısının konulabilmesi için röntgen ve kan tahlili gerekmektedir.  Önlenebilmesi için inmeli hastanın yutma fonksiyonunun kontrol edilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekir.

İdrar yolu enfeksiyonu (İYE)

İnmeli hastaların idrar yollarında hastalık yapmayan bakteri oluşumu görülebilir ve bu duruma asemptomatik bakteriüri denilmektedir. İYE’de ise ateş, sık idrara gitme, idrarda yanma, alt karın bölgesinde hassasiyet ve tahlillerde ilgili bulgular görülür. İnmeli hastalar her zaman idrarda yanma, idrara yetişememe gibi bulguları fark edemez. Bu nedenle, tahliller daha fazla bilgi verir.  Önlenebilmesi için idrar sondası var ise düzenli değişimi ve bol su içmek önemlidir.

Omuz ağrısı

İnme geçirilen taraftaki omuz eklemi çevresindeki kasların felçli olması nedeniyle gevşer. Eklem çevresindeki kaslar zayıflar ve omuz ekleminde kol kemiği (humerus) aşağı doğru yer değiştirir. Bu durum eklemin yarı-çıkık olması (subluksasyon) durumudur. İnmeli hastada bu nedenle omuz ağrısı ile sık karşılaşırız. İnmeli tarafta spastisite dediğimiz istemsiz kasılı durum henüz oluşmamış ise bu ağrılı durumun gelişmemesi ve elin ödem nedeniyle şişmemesi için omuz askısı kullanılmaktadır. Ancak her inmeli hastaya omuz askısı önerilmez. Bu nedenle omuz ağrısı sorunlarınızı doktorunuzla görüşmelisiniz. Yakınlarınız sizi kaldırırken, tutarken, oturturken inmeli taraftaki kolunuzdan tutup çekmemelidir. İnmeli taraf tutulacaksa gövdenizden kavrayarak yardım edilmelidir.

Düşme riski

İnme sonrası düşme riskiniz oldukça artar. Kasların güçsüzlüğü, kontrol kaybının varlığı, vücuttan gelen uyarıların (derin duyu denilen propriosepsiyonun) beyinde işlenememesi, baş dönmesi gibi sebepler güvenle yürümeye engel oluşturur. İnme sonraki süreçte yatakta geçirilen nekahet evresinde kemik erimesi de olmaktadır. Bu nedenle düşmeye zaten yatkın olmanızın yanında, kemikler kırılmaya daha meyilli olmaktadır. Bu nedenle yaşadığınız ortamın düşmeyi engelleyici hale getirilmesi faydalı olacaktır. Örneğin kapı eşiklerinin kaldırılması, banyo ve tuvalet gibi zeminlere kaymayı önleyici kaplama yapılması, mümkün mertebe sivri köşeli sert, keskin cisimlerin ve eşyaların ortadan kaldırılması düşünülebilir. Bunun dışında yürüteç (walker) kullanacak kadar el fonksiyonu var ise düşmeye karşı etkili olarak kullanılabilir. Yine sosyal alanlarda, dışarıda, çarşıda yürürken kanedyen, baston, tripod gibi yardımcı gereçler faydalı olabilir. Tüm bu süreci doktorunuz ile planlamanız, size en uygun cihaz ve gereçler konusunda görüş almanız uygun olacaktır.

İnme sonrası ruh hali ve karşılaşılan durumlar

İnme sonrası ruh hali değişimleri ve duygusal rahatsızlıklar, sık ve çeşitlidir. İnme sonrası depresyon, anksiyete, duyguları kontrol edememe, öfke eğilimi ve yorgunluk sık görülmektedir. Bu semptomlar hem hastalar hem de bakıcıları için üzücüdür ve hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler. Bu duygusal rahatsızlıklar çok belirgin değildir ve çoğu zaman hekimlerce fark edilmez. Bu ruh hali ve duygusal rahatsızlıklar, ilaçlar ve psikoterapi ile tedavi edilebilir veya önlenebilir.

İnme sonrası saldırganlık ve öfke eğilimi, ajitasyon

Ajitasyon, aşırı hareketlilik (örn. adım atma veya amaçsız gezinme), sözlü (örn. şikayet etme veya tekrarlayan cümleler veya sorular) ve fiziksel saldırganlık (örn. tükürme veya vurma) içeren karmaşık bir sendromdur. İnme hastaları, başkalarına vurma veya incitme, tekmeleme, ısırma, kapma, itme, nesneleri fırlatma vb. gibi agresif davranışlar sergileyebilirler. Sözlü davranışları ayrıca küfür, çığlık atma, ses çıkarma, düşmanca mırıldanma görülebilir. Ancak öfkeye yatkınlık veya öfke ve saldırganlığı kontrol edememe çok daha yaygın görülür. İnme sonrası ajitasyon ve saldırganlık, hastaların yaklaşık üçte birinde görülür. İnmeden hemen sonra biraz daha sıktır ve zamanla azalma eğilimindedir.

Ajitasyon hastalar, bakım verenler ve diğer hastalar için yıpratıcı, zarar verebilen bir durumdur. Bakım veren ile ilişkilerin bozulmasına neden olarak hastanın ihtiyaç duyduğu destek ve bakımı azalır. Hasta daha az tahammül edilebilir hale gelir. Önemsiz konularda eşlerine ve diğer aile üyelerine kolayca öfkelenirler.

Peki kimde daha sık görülür?

İnmeden çok etkilenmiş, konuşma bozukluğu olan, ikinci kez inme geçiren, öncesinde de sinirli olan, öncesinde depresyon geçirmiş kişilerde daha sık görülmektedir.

Nasıl Tedavi Edilecek?

Ajitasyonu ve sinirliliği olan inmeli hastanın bu durumundan yakınları daha çok etkilenir. Bu nedenle ajitasyon ve sinirliliğe müdahale edilmesi bakım veren yükünü azaltan önemli bir durumdur. Tedavisi tek tip değildir ve her hastaya aynı yöntem uygulanmaz. Konuşma terapisi, ilaç, psikoterapi gibi yöntemler tedavide etkilidir Bu nedenle mutlaka fizik tedavi uzmanıyla görüşülmeli ve tedavisi planlanmalıdır.

            Depresyon

İnme sonrasında depresif (çökkün) ruh hali, hayattan zevk alamama, enerji kaybı, konsantrasyon azalması görülebilir. İştah azalması ve uykusuzluk yaygın olmakla birlikte, kısmen inmenin kendisine, ilaçlara veya eşlik eden hastalıklara da atfedilebilir. İnmeli hastanın depresyonunda suçluluk duyguları ve intihar düşünceleri  daha nadirdir.

Bir aydan uzun süredir depresif ruh hali veya hayattan zevk alamama inmeli hastada depresyon işaretlerindendir. Ancak inmenin kendisi de depresif duygu durumuna sebep olabilen bir durumdur. Bu nedenle tanı koymak her zaman kolay değildir. İnme sonrası depresyon ortalama olarak her 10 hastanın 3-4’ünde görülmektedir (bazı çalışmalarda %60 sıklıkta olduğu da bildirilmektedir.). İnmeden sonraki 1. yılda depresyon çoğu hastada düzelmektedir.

Hangi inmeli hastada depresyon görülmesi daha sık görülür?

İnmenin sağ veya sol tarafta olması, hasarlı beyin bölgesinin konumu ile depresyon arasında bağlantı bulunamamıştır. İnme öncesi depresyon öyküsü en önemli risk faktörü olarak görünmektedir. Bunun dışında inmenin şiddeti, kol ve bacaktaki felç miktarı, fiziksel engelliliğin miktarı depresyon görülme riskini artırır. Uzun süreli fonksiyonel yetersizlikler olduğunda, sonraki ailevi ve sosyal sorunlar depresyonu devam ettirebilir. Depresyon ayrıca hastaların kişilik özelliklerine ve sosyal destek, ekonomik konular, iş istikrarı gibi çevresel faktörlere bağlı olabilir.

Nasıl tedavi edilecek?

Tek başına ilaç tedavisi çoğunlukla yeterli düzelme sağlamayabilir. Bu nedenle etkili rehabilitasyon tedavisi, fiziksel fonksiyonların kazanımı hastanın depresyondan çıkmasında en etkili tedavi yöntemidir.

Duygusal inkontinans, duyguları kontrol edememe

Kontrol edilemeyen istemsiz gülme veya ağlama patlamaları “patolojik gülme ve ağlama” olarak tanımlanır. Bu anormal duygulanım için çeşitli adlandırmalar yapılmaktadır. Aşırı duygusallık, duygudurum değişkenliği, duygusal inkontinans ve istemsiz duygusal ifade bozukluğu bu ifadelerden birkaçıdır.

Tipik olarak, hastalar, görünürde motive edici uyaranlar olmadan veya normalde bu tür tepkileri uyandırmayacak uyaranlara tepki olarak aşırı ve uygunsuz ağlama veya gülme gösterirler. İnme sonrasında bu duyguları kontrol edememe durumu hastaların 3’te birine varan sıklıkta gözlenebilmektedir.

Beyin sapına yakın bölgeleri hasarlanan ve düşük sosyal desteği olan inme hastalarında daha sık olduğu bildirilmektedir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Kontrol edilemeyen duygu durum zamanla düzelme eğilimindedir. Hastanın rehabilitasyon tedavisi alması ve aile desteği iyileşme için çok önemlidir. Anti depresan ilaçlar bu hastalarda olumlu sonuç vermektedir.

            Konuşma bozuklukları

İnme iletişimi nasıl etkiler?

İnme, konuşmayı, okumayı veya yazmayı etkileyebilir. Konuşma bozuklukları, inmenin beynin neresinde meydana geldiğine ve hasarın büyüklüğüne bağlıdır.

Afazi, beyin hasarının bir sonucu olarak anlama veya konuşma yeteneğinin bozukluğu olarak tanımlanır. İnmenin neden olduğu en yaygın konuşma ve dil bozukluğudur. Nasıl konuştuğunuzu, söylenenleri anlama yeteneğinizi, okuma veya yazma becerilerinizi etkileyebilir. Afazi ile zeka azalması arasında ilişki yoktur. Afazi çok hafif olabilir ve bazen okuma gibi yalnızca bir iletişim biçimini etkiler. Daha yaygın olarak da birden çok işitme becerisi etkilenir.

Farklı afazi türleri vardır:

  • Temel sorun söylenenleri anlamakla ilgili olabilir.
  • Anlama normal, ancak söylemek istenenleri ifade etmekte güçlük çekilebilir.
  • Hem anlama hem konuşma bozulmuş olabilir. Bu durum şiddetliyse global afazi olarak adlandırılır.

Afazili inme hastasında şunlar görülebilir:

  • Başkaları sanki bilinmeyen bir yabancı dilde konuşuyormuş gibi ne söylendiğini ve hissettiğini anlamamak.
  • Uzun, karmaşık cümlelerle konuşulduğunda anlamamak ve cümlenin başını unutmak.
  • Gazete manşetlerini okuyup metnin kalanını anlayamamak.
  • Kendi yazdıklarını tekrar okuyamamak.
  • Hiç konuşamamak. Sesler çıkararak iletişim kurulabilir ancak kelime oluşmaz.
  • Normal cümle yapısı ile konuşmakta zorluk çekmek. Önemli kelimeleri gözden kaçırarak yalnızca tek bir kelime veya çok kısa cümleler söylemek veya yazmak.
  • Söylemek istenen kelimeyi bir türlü bulamamak (dilinin ucuna gelip söyleyememek).
  • Söylemek istenen kelime ile dilden çıkan sözün uyuşmaması (örneğin, “su” yerine “süt”).
  • Normal bir hızda konuşmak fakat söylenenlerin çoğunun tanınmaz ve sınırlı bir anlama sahip olması (çoğunlukla hasta bu durumun farkında olmaz).
  • Herhangi bir soruya yanıt olarak yalnızca birkaç kelime kümesi söylemek.

Dizartri

Ağız, dudak, dil kasları ve diyafram tam fonksiyon gösteremediği için, hastalar kelimeleri uygun ve düzgün olarak telaffuz edemezler. Bu durum söylemek istenen kelimeleri bulma veya diğer insanları anlama yeteneğini etkilemez. Söylenenlerin anlaşılması zorlaşır. Çoğu inmeli hasta hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok yorgun hissettiğini fark eder. Sohbet etmek de eskisinden daha fazla çaba gerektirebilir ve diğer insanlar bunun farkında olmayabilir. İletişim kurma becerisi hastanın kendisini ne kadar yorgun veya stresli hissettiğine bağlı olarak önemli ölçüde değişebilir.

İnme, kısa süreli hafızayı, odaklanmayı ve konsantrasyonu etkileyebilir. Yüz ifadeleri, mimikler ve vücut dili inmeden etkilenebilir. Yazı yazılan el etkilenirse, yazma zorlukları veya yazamama görülür. Yutma problemleri de dizartri ile ilişkilidir. İnme sonrası ruh hali veya kişilik değişiklikleri iletişim becerilerini etkileyebilir ve bu durum sinir bozucu olabilir.

Konuşma bozukluğu ve iletişim bozukluğunun tedavileri nelerdir?

İnme sonrası iletişim güçlüğü olan hastalar bir rehabilitasyon kliniğinde fiziyatrist ve konuşma ve dil terapistince değerlendirilmedir. Bu değerlendirme, inme sonrası mümkün olan en kısa sürede multidisipliner bir inme ekibi tarafından ayarlanmalıdır. Hastadaki konuşma bozukluğunun alt tipini belirlemek için çeşitli testler kullanır. İnmeli hastada afazi, dizartri veya dispraksi veya bu durumların bir kombinasyonu olabilir. Terapist en iyi iletişim yöntemlerini belirleyerek sorunun doğasını, seyrini inmeli hastaya, ailesine ve tıbbi ekibin geri kalanına açıklar.

Tedavi reçetesi iletişim zorluklarının doğasına ve inme sonrası genel sağlık durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterir. Bu tedavi reçetesinde iletişim becerilerini tekrar kazanmak için çeşitli pratik alıştırmalar, dizartri varlığında kasları güçlendirmeye yardımcı fiziksel egzersizler olacaktır. Bu tedavi reçetesine uyulması ve gereken egzersiz ve alıştırmaların yapılabilmesi için aile ve bakım veren desteği oldukça önemlidir.

                Konuşma bozukluğu ne kadar iyileşir? Tamamen normal konuşulabilir mi?

İnme sonrası iyileşme hızı ve seviyesi herkes için farklıdır. Kısmen inmenin neden olduğu hasarın ciddiyetine ve kısmen de hastanın o sırada genel sağlığına bağlıdır. Çoğu inmeli hasta afaziden tam olarak kurtulamaz ve uzun vadeli iletişim güçlükleri yaşar. Afaziden kurtulmak, inmenin diğer etkilerinden daha uzun sürebilir. Şiddetli afazisi olan inme hastaları  tedaviye bazen inmeden aylar sonra yanıt vermeye başlar. Genel olarak konuşursak, tedavinin dizartri için yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Sabırla tedaviye devam başarı şansını artırır.

Peki neler yapabilirim?

İnmeli hasta ile konuşurken;

• Konuşma şeklinizi ve kelimeleri açık ve basit tutun.

• Normal bir ses tonuyla konuşun.

• Sohbeti aceleye getirmeyin. Kişiye söylediklerinizi anlaması ve yanıtlaması için zaman verin.

• Kısa cümleler kullanarak her seferinde bir konuya bağlı kalın. Kısa kısa cümleler, kolay hedefler.

• El hareketleri, kağıda çizmek gibi yardımcıları söylediklerinizi pekiştirmek için kullanın.

• Hastanın yaşına uygun bir dil kullanın ve afazili kişiyi “küçük düşürmeyin”, “küçük görmeyin”. Çok az şey anlasa veya hiçbir şey anlamasa bile, çocuk olmadığını unutmayın.

İnmeli hasta konuşurken;

• Hastanın sözünü kesmeyin, bölmeyin. Yardım istediği zaman araya girmeye dikkat edin. İletişim konusunda yardıma ihtiyacı olup olmadığını sorun.

• Bir şeyleri hatırlamaya yardımcı oluyorsa, takvim veya fotoğraflar, gazete gibi araçlardan yararlanın.

• Kağıda yazılı sözcük veya seçenek listeleri hazırlayıp bunları hastaya göstermek yardımcı olabilir.

• Hasta isterse bulamadığı kelimeyi tahmin edin ve doğru olup olmadığını sorun (bu durum hastayı sinirlendirebileceğinden tahminde bulunmanızı isteyip istemediğini sorun).

• Doğru kelimeyi bulmak istiyorsa, yanıt vermesi veya anlamlarını tahmin etmesi için yeterince zaman verin ve doğru olup olmadığını kontrol edin.

• Yalnızca “Evet” veya “Hayır” yanıtı gerektiren sorular sorarak iletişimin genel hattını belirleyin. Cevap vermesi için yeterince zaman verin. Bunalmış hissedebilecekleri ve hayal kırıklığına uğrayabilecekleri için çok fazla soruyu çok hızlı sormayın.

• Yüzüne bakarak dinleyin – doğal hareketlerden, yüz ifadelerinden ve vücut dilinden pek çok bilgi alacaksınız. Bunların iletişim kurduğunuz konu ile tutarlı olup olmadığını kontrol edin.

• Size fazladan yardım vermesi için teşvik edin. Anlamanıza yardımcı olmak için işaret edebileceği, yazabileceği veya çizebileceği bir şey olup olmadığını sorun. Yazı yazmadığı eliyle yazmayı öğreniyorsa fazladan zaman tanıyın.

• Tek bir sesi veya kelimeyi tekrar ediyorlarsa, konuşma bir yere takılıp kaldıysa konuyu değiştirerek dikkat dağıtmak işe yarayabilir.

• AnlıyorMUŞ gibi yapmayın. Zorluk yaşıyorsanız, dürüst olun ve hastaya “Üzgünüm, anlamadım – tekrar deneyelim.” deyin.

Diğer faydalı ipuçları:

• Dikkat ve konsantrasyon konusunda zorluk yaşayabileceğini unutmayın. Bu nedenle, ortam gürültüsü gibi dikkat dağıtıcı unsurları en aza indirin. Her seferinde yalnızca bir konuya ve bir kişiye odaklanın.

• Konuşmanın başında hastanın rahat olup olmadığını ve herhangi bir sorun olmadığını kontrol edin. Normalde gözlük, işitme cihazı veya takma diş kullanıyorsa, bunların mevcut olduğundan emin olun. Bu, iletişimde büyük bir fark yaratabilir.

• Başka bir konuya geçmeden önce iki tarafın da aynı şeyi anladığını kontrol edin. Hastanın söylediğini özetleyin ve bunun doğru olup olmadığını sorun. Değilse, soruyu farklı bir şekilde sormayı deneyin.

• Sohbeti inmeli hasta için doğal ve anlamlı kılmaya çalışın. Gerçek hobiler ve insanlar hakkında konuşun.

• Birlikte bir fotoğraf albümüne bakın ve ziyaret edilen yerler ve fotoğraflardaki kişiler hakkında konuşun.

• Hastanın yaşamı ve ilgi alanları hakkında yararlı ve anlamlı bilgiler içeren kişisel bir dosya, kendileri hakkında konuşmanın bir yolu olacaktır. Bu aynı zamanda konuşma üzerindeki baskıyı da azaltabilir.

• Konuşulanların günlüğünü tutun. Ailenizi ve arkadaşlarınızı, geldiklerinde yazmaya teşvik edin. Başkalarının fark ettiği ve fark etmemiş olabilecekleri ilerlemeyi belirtin.

• Önemli bir konuyu tartışmak istiyorsanız onlara önceden söyleyin, böylece ikiniz de hazırlık yapabilirsiniz.

• Her ikiniz de hüsrana uğramış veya yorgun hissettiğinizde veya iletişimin imkansız göründüğü bir gün geçirdiğinizde bu durumun sizin ve hastanın moralinizi bozmasına müsaade etmeyin. Bu olur, olacaktır, normaldir.

            Mesane kontrolü, inkontinanslar

İnme sonrası idrar ve gaita sorunları

İnme sonrasında hastaların yaklaşık yarısında idrar tutamama, üçte birinde de gaita (büyük abdest) tutamama görülmektedir. Bu duruma tıbbi tanımlama olarak inkontinans denilmektedir. Tuvalet kontrolünü kaybetmek çok hassas bir konudur ve hastalar haysiyetlerini kaybetmiş gibi hissedebilirler.

Ancak bu durumun büyük olasılıkla kalıcı olmayacağını, pek çok tedavi yöntemi ve uygulama olduğunu, inmeden bir yıl sonra hastaların sadece %15’inde idrar tutamama sorunu kaldığını bilmek rahatlatıcı olacaktır. Bağırsak kontrolü mesane kontrolüne göre daha kolayca ve kendiliğinden hallolmaktadır.

İnkontinans neden gelişir?

• İnme sonrası inkontinansın çeşitli nedenleri vardır. Hasta çevresinin-etrafının tam olarak bilincinde olmayabilir. Farkında olmadan idrar veya büyük abdest kaçabilir.

• İnme, beynin mesanenin ve/veya bağırsağın kontrol edildiği kısma zarar vermiş olabilir.

• Yürümek ve hareket etmekte güçlük çekildiği, yavaş hareket edildiği için (veya tuvalete gitmek için yardıma ihtiyaç duyuluyorsa), tuvalete zamanında varılamayabilir. Yine iletişim güçlüğü varsa ve hasta kendisinin farkına zamanında  varamıyorsa da idrar kaçağı olabilir.

• İnme sonrası başlanan örneğin tansiyon ilacı içinde idrar söktürücü olabilir. Bu da daha fazla idrar üretimine neden olarak idrar kaçırma ihtimalini artırır.

• İnme öncesinde hafif olan inkontinans problemi inme sonrasında artabilir.

• İnme sonrasındaki süreçte idrar yolu enfeksiyonu geçirmek de başlı başına idrar kaçırma sebebidir.

Dolayısı ile inme sonrasında;

                • Daha sık idrara çıkma ihtiyacı hissedebilirsiniz.

                • Aniden, kontrol edilemeyen idrara gitme ihtiyacı hissedebilirsiniz (mesane kaslarının spazmı sebep olabilir).

                • Hareket problemleri nedeniyle tuvalete yetişemeyebilirsiniz.

                • Gece haberiniz olmadan idrar kaçırabilirsiniz.

                • Stres inkontinans denilen durum var olabilir (öksürme, hapşırma veya gülme ile az miktarda idrar kaçırma)

                • İdrar yapamadığınız için veya idrarınız olduğunu hissetmediğiniz için mesane dolmuş olabilir. Böbrekten süzülen idrar daha fazla depolanamayacağı için taşma şeklinde inkontinans olabilir.

Kabızlık neden olur?

Normalden daha az hareketli olmak kabızlığa yatkınlığı artırır. İnme, iştahı etkilediği ve kendi başına beslenme yeteneği azaldığı için her zamanki kadar yiyip içme azalabilir. Yetersiz beslenme veya susuz kalma görülebilir. Bu gibi sebepler inme sonrası kabızlığa zemin hazırlar.

İnme sonrası idrar kontrolü ve takibinde ilk bakım;

• Hastanede kalınan süre içinde çoğunlukla idrar sondası takılmaktadır. Böylece vücuda alınan sıvı ile çıkarılan sıvı takibi de yapılabilir.

• Sonraki dönemde kontrol aktif olarak yeniden kazanmaya başlayıncaya kadar bez kullanılabilir.

• İdrar veya büyük abdest hissediliyor fakat hareket edilemiyorsa ördek veya sürgü kullanılabilir.

• Mesane ve bağırsak fonksiyonu iyi fakat tuvalete gidilecek zaman konusunda problem varsa her iki saatte bir tuvalete gitmek yararlı olabilir.

• Pantolon düğmeleri, metal fermuarlar yerine örneğin cırt cırtlı veya lastikli bel bantlı, çözülmesi daha kolay giysiler giymek pratik olacaktır.

• İdrar tutamama nedeniyle sürekli ıslak kalan bölgelerde yara veya enfeksiyon gelişebilir. Bu nedenle son çare olarak silikon sonda takılabilir.

İnme sonrası idrar kaçırma, tutamama ile ilgili tedaviler nelerdir?

• Düzenli aralıklarla tuvalete çıkmak ve tuvalete çıkışlar arasındaki süreyi, idrarın nasıl ‘tutulacağını’ öğrenene kadar kademeli olarak uzatmak.

• Pelvik taban egzersizleri, o bölgedeki yardımcı kasları güçlendirir. Mesane kontrolünde iyileşme ve idrar kaçaklarını azaltmaya yardımcı olacaktır.

• Doktorunuzun size uygun ilaçları reçetelemesi uygun olabilir.

• Kilo vermek (aşırı kiloluysanız) çoğu zaman mesane kontrolünü iyileştirir.

İnkontinans ile yaşamak

Tüm tedavilere rağmen inkontinans kalıcı olabilir. Bu bölümde inkontinans ile nasıl daha konforlu bir hayat devam ettireceğiniz ile ilgili tavsiyeler yer alacaktır.

• İnkontinans günlük yaşamın bir parçası olarak hiç kimseye belli etmeden yönetilebilir.

• Cilt koruması için “üzerinde su tutmayan” katmanlara sahip arasında da yüksek emici özelliğe sahip katmanı olan pedler kullanılabilir. Hasta alt bezi kullanılabilir.

• Emici, yıkanabilir koltuk ve yatak koruyucu örtüler mobilyalarınızı korumak için kullanılabilir.

• Ev tipi tekerlekli tuvaletlerin (walker gibi görünen ortasında klozet düzeneği olan) özellikle geceleri yatak odasında bulunması faydalı olabilir.

• Dışarıda olduğunuzda kolay erişebileceğiniz tuvaletleri planlamak ve yanınızda yedek kıyafet ve hijyen seti bulundurmak pratik olacaktır (plastik poşet, sabun, antibakteriyel ıslak mendiller ve lateks eldivenler gibi) yardımcı olacaktır.

• Sosyal ortamlarda bulunacağınız, dışarı çıkacağınız zaman ve yatmadan önce içtiğiniz sıvı miktarını azaltmak kazaları önlemeye yardımcı olacaktır.

• Gece kaçaklarını önlemek için bir alarm kullanılabilir. Ayrıca yatağınızda ıslaklık algılandığında çalan yatak ıslaklık-nem sensörleri temin edilebilir (yurt dışında mevcut).

• Telefonu belirli saatlerde haber verecek şekilde titreşim vb. alarm kurabilir ve kimseye belli etmeden sizi uyarmasını sağlayabilirsiniz.

• İdrar torbasının bacağa tutturulduğu ve giysinin altına giyilen sonda sistemi ile dışarıda, sosyal ortamlarda bulunabilirsiniz.

Bakım veren için;

Duygusal ve fiziksel olarak güçlü olsanız bile, bakım verdiğiniz kişinin inkontinansıyla karşı karşıya kaldığınızda “dayanma limitinize geldiğinizi” hissedebilirsiniz. Tuvalet ihtiyacı giderilirken, temizliği sağlarken, kirli giysiler ve nevresimlerle uğraşırken, siz ve bakım verdiğiniz kişi konforsuz ve itibarını korumakta güçlük çeker hissedebilirsiniz. Bu durumla mücadele edebilmek için gerekli yardımı almak, fikir alışverişinde bulunmak için benzer konumdaki insanlarla iletişime geçmek sizin için rahatlatıcı olacaktır.

Bakım veren hem kendi fiziksel ve ruhsal sağlığı ile hem de bakım verdiği inmeli hasta ile ilgilenmek durumundadır. Bu yönüyle ciltte kızarıklık, yara, parçalı pürtüklü idrar, kabızlık gibi durumlara karşı nasıl bir yol izleyeceğinizin eğitimini rehabilitasyon kliniğinize danışarak almanız uygun olacaktır.

            Hareket kayıpları ve inmenin fiziksel etkileri

İnmenin vücudumuzda görülen en vurucu ve belirgin etkisi kas güçsüzlüğüdür. Tipik inme tablosunda vücudun bir tarafında kas güçsüzlüğü, felç, sertlik-kasılma veya his değişiklikleri görülür. Bu nedenle hareket etmekte güçlüklerle ve günlük aktivitelerde aksamalarla karşılaşılır.

İnmede görülen fiziksel etkiler nelerdir?

Kas Güçsüzlüğü

Vücudun bir tarafındaki kas güçsüzlüğü, inmenin en yaygın ve en iyi bilinen etkisidir. Kas gücü uzuvları hareket ettirmeye veya vücudu yer değiştirmeye yetmeyecek kadar azalabilir.

İnme geçiren her 10 hastanın 8’inde kas güçsüzlüğü görülür. İnme illa vücut yarımındaki büyük kas gruplarını etkilemeyebilir. Mesela parmaklarınızı hareket ettirebilirsiniz ama kalemi tutmakta yazmakta başarısız olabilirsiniz.

Vücudun bir tarafındaki zayıflık tıbbi terimle “hemiparezi” olarak adlandırılır. Vücudun bir tarafındaki felç, hemipleji olarak adlandırılır. Buna kısaca inme demekteyiz.

Düşük ayak

Ayağınızı “araç kullanırken frenden çekme yönündeki hareket” yani ayağı yukarı kaldırma yapılamadığı için yürürken parmaklar yere değmeye devam eder.

Çabuk yorulma

Hareketi devam ettirmek, aktif olarak kalmak zorlaşmıştır. Örneğin, elinizde tuttuğunuz nesne elinizden kayıp düşer veya yemeğin sonuna doğru çatal kaşık kullanmakta zorlanabilirsiniz. Ya da pazara çıktınız, alışveriş yapıyorsunuz. Başlangıçta güvenli bir şekilde yürümenize rağmen, giderek yorulursunuz ve dinlenmek zorunda kalırsınız.

İnmeden sonra kalp ve damar sistemi kondisyonunu yitirdiği için de güçsüzlük ve çabuk yorulma hissedilir. Egzersiz ve dayanıklılık eğitimi, rehabilitasyon tedavisi bu durumun en iyi çözümüdür.

Ağrı

İnmeden sonra ortaya çıkan ağrı nadir değildir. İnme beynin “ağrı merkezine” zarar verdiyse santral ağrı denilen durum ortaya çıkar. Bundan daha sık olarak da kaslardaki güçsüzlüğün bir sonucu dolaylı olarak ağrıya neden olur. Kas güçsüzlüğü nedeniyle eklemlere ve kemiklere dengesiz ve zorlayıcı yük binmesi o yapıların ağrımasına neden olur.

His, duyu değişiklikleri;

İnme sonrası duyu değişikleri, his kaybı gibi durumlar görülebilmektedir. Bu değişimleri aşağıda özetleyeceğiz.

İnmeden etkilenen vücut yarımı diğer tarafa göre daha az hassas hissedebilir. Bu durumun tıbbi adı hipoestezidir. Hipoestezi dikkat edilmezse ciltte bozulmalara, yatak yaralarına, ayakkabının vurduğu yerlerde yara oluşmasına neden olabilir. Dil ve yanakta his kaybı olduğunda yemek yerken dili ya da yanağı ısırabilirsiniz.

Sıcak ve soğuğu hissetmekte problem yaşayabilirsiniz. Hipotermi (vücut ısısında aşırı düşme) ya da hipertermi (vücut ısısında aşırı artma) gibi durumlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle inmeden etkilenmeyen taraf ile kullanacağınız suyun ısısını kontrol etmek akıllıca olacaktır.

Hiperestezi denilen his artışı olabilir. Dokunma duyusu  ile görülebildiği gibi kalabalık ortamların ya da televizyonun sesinin tahammül edilemeyecek kadar fazla gelmesi de söz konusu olabilir.

Propriosepsiyon denilen derin duyudaki kayıp nedeniyle eklemlerin, kolun, bacağın konumunu tam kestiremiyor olabilirsiniz. Yürürken ya da eşyaları tutmaya çalışırken problem yaşayabilirsiniz.

İnmeli tarafta uyuşma, karıncalanma, yanma, donma, batma gibi hisler ortaya çıkabilir. Bazen cildin üzerinden bir şeyler akıyormuş gibi hissedilebilir.

Spastisite

Vücudumuzdaki tüm kasların istirahat halinde iken belirli bir gerginliği vardır ve bu direnç ve gerginlik vücudumuzu belirli bir pozisyonda tutmamızı sağlar. Bu otomatik gerginliğe kas tonusu adı verilir. İnmeden sonra, kas tonusunda değişiklikler görülebilmektedir. Kas tonusundaki artış, dirençli açıp kapatma spastisite olarak adlandırılır. Kas güçsüzlüğü gibi, beyninizin kaslarınızı kontrol eden bölgesi hasar gördüğünde spastisite veya aşırı gevşeklik (flaksite) görülür.

Spastisite inme geçiren her üç hastadan birinde inmeli tarafta görülmektedir.

Kontraktürler

Tedavi edilmeyen veya kalıcı hale gelen spastisite eklemi sadece belirli miktarda açılacak şekilde kısıtlayabilir. Buna kontraktür denir. İnme sonrası görülebilen bir durumdur.

Bu nedenle inme sonrasında özellikle inmeli tarafın eklem hareket egzersizleri oldukça önemlidir. Eklemler düzenli olarak hareket ettirilmediğinde, etraf kaslar ve yumuşak doku şeklini değiştirebilir. Bazı kaslar kısalıp bazıları uzayabilir. Bu değişiklikler kalıcı hale geldiğinde eklemler sabit bir pozisyonda kalır. Artık eklem tamamen bükülüp açılamaz.

Koldaki kontraktür kolu bükülmüş bir pozisyonda tutabilir. Bacaktaki kontraktür yürümekte zorluğa neden olabilir. Kontraktürler özellikle geceleri ağrılı olabilir.

İyileşme ve tedavi nasıl olacak?

Çoğu insan, inmeden sonraki ilk birkaç ayda en önemli ve hızlı gelişmeleri yaşar. Bu sürenin ardından iyileşme hızı genellikle yavaşlar ancak uygun tedavi ve hastanın istekli olması iyileşmeyi devamlı hale getirir. Önemli olan vazgeçmemek ve her seferinde ulaşılabilir hedefler belirlemektir.

Rehabilitasyon tedavisinin zamanlaması ve sıklığı ve süresi doktorunuzca ve tedavi masraflarını karşılayan sigorta şirketince belirlenir.

İnme sonrası mümkün olan en kısa zamanda rehabilitasyon tedavisinin başlaması önemlidir. Her gün 45-60 dakikalık terapi (fizyoterapi, fizik tedavi, ergoterapi veya mesleki terapi gibi) almanız önerilir.

Rehabilitasyon tedavisi, bire bir, grup ile birlikte veya kendi başınıza veya ailenizin veya bakıcılarınızın yardımıyla uygulanır.

Kas güçsüzlüğünün tedavisi

İnmeden sonra bir Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanına muayene olmanız gerekmektedir.

Rehabilitasyon sürecinde yapacağınız ve yapmanız istenen egzersizler kolay olmayacaktır. Çabalamaya, gayret etmeye devam etmeli, iyileşmeye istekli olmalısınız. Vazgeçmemelisiniz. Kaslarınızın güçlenmesi için verilecek egzersizleri bıkmadan tekrar etmelisiniz.

Fizyoterapi, spastisite ve kontraktür gibi diğer sorunların önlenmesine ve düzeltilmesine yardımcı olacaktır. Gerektiğinde doktorunuz kas gevşetici ilaçlar veya Botox tedavisi uygular.

Kas gücünü, dayanıklılığını ve esnekliğini artırmak için farklı egzersiz türleri vardır. Rehabilitasyon ünitesinde sizin için uygun egzersizler ve aktiviteler uygulanır. Zamanı geldiğinde ayakta durma ve yürüme gibi belirli aktiviteler uygulanmaya başlanır. Rehabilitasyon ekibi işe geri dönüş için sizi hazırlar. Yemek yemek, banyo yapmak, soyunmak, giyinmek gibi günlük yaşam aktivitelerini sorunsuz gerçekleştirmenin yollarını bulmanızda da önemli bir rol oynarlar. Evde ihtiyaç duyulacak ek cihaz ve ev modifikasyonları konusunda fikir verirler.

Düşük ayak için ne yapılabilir?

Ayak bileği-ayak ortezi (AFO), vücudu güvenle destekleyebilmek için ayak bileğini destekleyen bir tür korsedir. Ayağı normal bir pozisyonda sabitlediği için parmak uçları yere değip düşmeye engel olur. Yürüme hızını artırıp dengeyi geliştirmeye yardımcı olur. Hazır AFO lar bulunsa da ayağınızın ölçüsüne göre yapılması daha konforlu olacaktır. Reçeteleme sonrası Ortotiste yönlendirilerek size uygun AFO’nun üretilmesi sağlanır.

Fonksiyonel elektriksel stimülasyon (FES) cihazı

Ayak bileğini yukarı kaldıran kasları uyarmak için küçük elektrik sinyalleri yollayan bu cihazlar düşük ayak tedavisinde kullanılabilmektedir. Elektrik sinyalleri genellikle cilde yapıştırılan elektrotlar ile üretilir. Elektrotları doğrudan etkilenen sinire implante etmek de mümkündür. Doktorunuz, sizin için uygun bir tedavi ise, değerlendirme ve uygulama için sizi uzman bir FES merkezine yönlendirebilir.

Spastisite ve kontraktür tedavileri nelerdir?

Kasların esnek kalması asıl hedeftir. Kontraktürleri önlemek, geliştikten sonra mücadele etmekten daha kolaydır. Hastanedeyken, rehabilitasyon ekibi kollarınızın ve bacaklarınızın desteklenmesi ve kaslarınızın uygun şekilde gerilmesi için dikkatlice pozisyonlama sağlayacak ve refakatçinize bu eğitimi verecektir. Ayrıca, kaslarınızın ve eklemlerinizin donmamasını sağlamak için mümkün olduğunca hareket etmenizi teşvik edilir. Nasıl yapacağı rehabilitasyon ekibince gösterildikten sonra refakatçiniz size esneme-germe egzersizlerini yaptırır.

Spastisite varsa, eklemleri hareket ettirmek için her gün fizyoterapi egzersizleri oldukça yararlıdır. Spastisitesi olan kaslara tersi yönde uygulanan kuvvete germe denir ve ailenize, refakatçinize, bakıcınıza egzersizlerinizi uygulamanıza yardımcı olabilmeleri için öğretilmelidir.

Rehabilitasyon ünitesinde tedavi alırken sizin için en uygun fizyoterapi, ilaç ve Botoks enjeksiyon yöntemleri uygulanır.

Spastisite vücudunuzun yalnızca bir veya iki belirli bölgesini etkiliyorsa, doğrudan kasa botulinum toksin A (Botoks) verilebilir. Botoks, sinirlerin kas üzerindeki kontrolünü engelleyerek kasın serbest kalmasını sağlar. Kas tonusunu azaltır. Botoksun etkileri genellikle yaklaşık üç ay sürer. Botoks tedavisi rehabilitasyon ile birlikte uygulanırsa başarılı sonuç verir. Bunun dışında kaslarınızı gevşetmeye yardımcı olması için çeşitli ilaç tedavileri gerekebilir. Örneğin baklofen veya tizanidin reçete edilebilir.  Ciddi kontraktür varlığında tendon uzatma ameliyatı gerekebilir. Tendonlar, kası kemiğe bağlarlar. Son çare olarak bu işlemler uygulanır.

            Cihazlama

İnme sonrası çeşitli cihazlar kullanılarak rehabilitasyon ve fonksiyon kazanımı kolaylaşabilir. İnmede kullanılan cihazlar ve ortezler ayak için AFO (ankle foot orthosis), KAFO, el bileği ve el parmakları için inhibitör el splinti, omuz için omuz askısı şeklinde olmaktadır. Bu cihazlara bazen FES (fonksiyonel elektrik stimülatörü) eklenebilir.

Kas güçsüzlüğünün bir neticesi olarak ayak bileği inme sonrası düşebilir. Yürürken ayağın yukarı kaldırılamadığı bu duruma daha önce de bahsettiğimiz üzere “düşük ayak” denilmektedir. Düşük ayak düşme için belirgin bir risk oluşturur. Ayak parmakları halıya, eşiğe, zemindeki engebelere takılabilir. Buna engel olmak ve yürüme fonksiyonunu kolaylaştırmak için ayağın içine giyildiği çoğunlukla plastikten yapılan cihazlara AFO denilmektedir. AFO çeşitli materyallerden üretilebilmektedir. Çoğunlukla ısınınca yumuşayan ve kolay şekil alan plastik tercih edilmekle birlikte karbondan da imal edilen türleri vardır. Bazı durumlarda diz ekleminin de belirli bir pozisyonda tutulması gerekebilir. Bu durumlar için KAFO tercih edilir. AFO’dan farkı diz eklemine de uzanım göstermesidir. Bunun dışında FES denilen elektronik cihazlarla ayak bileğine doğru zamanda ayağı yukarı çeken sinyalleri üreten cihazlar da giderek yaygınlaşmaktadır.

El için kullanılan ortezler el splintleri olarak adlandırılmaktadır. Çoğunlukla inme sonrası meydana gelen spastisite (kas gerginliği) nedeniyle parmakların bükülüp kalıcı olarak şekil değişikliğine uğramamaları için tercih edilirler. Bu el splintleri el parmaklarını normal pozisyonda durmaya zorlarlar. Genellikle avuç içine oturan parmak eklem yerlerine uyan cırt-cırtları olan cihazlardır. El için kullanılan bu cihazlar elin fonksiyonunu artırmayı amaçlamazlar. El bileği ve parmak eklemlerinin kalıcı olarak hasara uğramaması için kullanılırlar.

İnmeden sonra omuz problemleri oldukça sık görülmektedir. Kas güçsüzlüğüne bağlı olarak bazen omuz eklemi yerinden kayar. Bu durum da ağrıyı artırır. Doktorunuz uygun gördü ise bu durumlar için omuz askısı kullanılır.

                Rehabilitasyon aşamaları, kazanılan fonksiyonlar

İnmeden sonra ne kadar zamanda ne kadar iyileşme olacağını ön görebilmek oldukça zordur. İyileşme genellikle ilk 3 ayda hızlı olurken sonraki 3 yıla kadar yeni kazanımlar elde etme hızı makul düzeydedir. Bulgular ve izlenecek yol hastadan hastaya çok değişkenlik gösterir. Hastaya en uygun program belirlenir. Hasta ile görüşülerek makul iyileşme basamakları hedeflenir. Hedeflenen fonksiyon kazanılınca bir sonraki hedefe geçilir.

Rehabilitasyon tedavisi pek çok yöntem ve cihazlarla sağlanır. Elektrik stimülasyon cihazları, tilt masası, fizik tedavi uygulamaları, robotik rehabilitasyon cihazları bunlardan birkaçıdır.

Yürümek için gerekli kas gücü ve koordinasyon el ve parmak fonksiyonlarına kıyasla daha basittir. Elimizle yaptığımız işlerde çok ince beceriler, hassasiyet ve kesinlik vardır. Her bir parmak ucunda hassas reseptörler bir nesneye hangi şiddette dokunduğumuzu algılar. Örneğin bir bardağı tuttuğumuzda bardağın ağrılığını tartarız ve bu ağırlığı kaldıracak kadar kuvveti bardaktaki suyu dökmeden uygularız. Binlerce hesaplama biz hiç fark etmeden beynimizce halledilir. El fonksiyonlarına kıyaslarsak yürüme sırasında dizi kilitlemek, bir sonraki adım için kalça ekleminden uyluğu yukarıya kaldırmak ve bu sırada ayak bileğini yukarı kaldırmak yeterli gelmektedir. Bu yüzden inme sonrası yürüme ihtimali el fonksiyonlarının kazanılması ihtimalinden daha fazladır. El fonksiyonlarının tamamen normale gelip gelmeyeceği verilecek rehabilitasyon tedavisinden çok beyinde hasarlanan bölgenin el fonksiyonlarını kontrol eden veya ileten beyin hücreleri ile ilişkili olup olmaması ile alakalıdır. Yani eli kontrol eden beyin bölgesi hasarlanmadı ya da az miktarda hasarlandı ise el fonksiyonları kısa sürede düzelecek demektir.

Rehabilitasyon sürecinde “ne zaman iyileşeceğim?” sorusu biz rehabilitasyon ekibinin çok sık karşılaştığı bir sorudur. Bu sorunun cevabı sizin iyileşme isteğinizde, kararlılığınızda, egzersizleri bıkmadan yapabilme enerjinizde gizlidir.                               

Tamamen iyileşebilir miyim?

İnme sonrası hiçbir belirti ve iz kalmadan iyileşmek pek mümkün olamamaktadır. Ancak günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız olmak, yürüyebilmek, sosyal ortamlarda bulunabilmek pek tabii mümkündür.

                Rehabilitasyon tedavisi almalı mıyım?

İnme sonrasında bir Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon hekimine muayene olmanız önemlidir. Kaybolan fonksiyonlar, rehabilitasyon tedavisi ve sonraki süreç hakkında bilgi alır yapılacak işleri anlamış olursunuz.  

Uzman Doktor Ender Salbaş
Uzman Doktor Ender Salbaş, 1984 yılında Samsun’da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Samsun’da tamamladıktan sonra lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesinde 2002-2008 yılları arasında tamamlamıştır. Lisans eğitimini başarıyla tamamladıktan sonra, 2009 yılında Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesinde Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon alanında uzmanlık eğitimine başlamıştır. 2013 yılında uzmanlık eğitimini de başarıyla tamamlayarak Uzman Doktor sıfatını almaya hak kazanmıştır. Çalışma hayatına 2008 yılında Kastamonu-Alatarla Sağlık Ocağında başlayan Ender Salbaş, 2009-2013 yılları arasında uzmanlık eğitimini devam ettirdiği Meram Tıp Fakültesinde araştırma görevlisi olarak çalışmıştır. 2013 yılında uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra ilk görev yeri Ağrı Devlet Hastanesi olmuştur. 2015 yılında bu görevinden ayrılarak Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2016 yılına kadar sürecek olan Yan Dal Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başlamıştır. Son olarak 2016 yılında Niğde Ömer Halis Demir Üniversitesi Bor Fizik Tedavi Eğitim Araştırma Hastanesinde uzman olarak başlamıştır. Halen bu kurumda hastalarına hizmet etmektedir. Aşağıda sıralanmış birçok kursa, seminere ve eğitime katılarak her daim öğrenmeye açık ve kendini yenileyen bir hekim olmuştur: •Hacettepe Üniv. Tıp Fak. FTR AD. Doç. Dr Levent Özçakar, Üst ekstremite Patolojilerinde Ultrasonografik Görüntüleme Eğitim Toplantısı, 22-23.09.2011 •Marmara Üniv. Tıp Fak. FTR AD. Prof. Dr Hakan Gündüz, Algoloji’de Girişimsel Uygulamalar: FTR Hekimi Perspektifinden, 15.05.2013 •Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu, Asistan ve Genç Uzmanlar için Mesleki Geleceğini Planlama ve Akademik Destek, Liderlik Programı – Düzey 2, 13-14.10.2012 •TFTR Derneği, Pediatrik Rehabilitasyon Çalışma Grubu, Riskli Bebekte Erken Tanı ve Erken Müdahale Toplantısı, 14.06.2013 •TRASD Derneği, Turk-Muskulus Girişimsel Ultrasonografi Kursu, 26.03.2015 •TRASD Derneği, LWM (Let’s Write a Manuscript) Kursu, 26.03.2015 •Türkiye Romatoloji Derneği, Intermediate Ultrasonografi Kursu, 27-28.11.2015 •TFTR Derneği, İnme Çalışma Grubu, İnme Değerlendirme Kursu, 15.04.2016 •Serebral Palsi Kursu Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi İzmit Rehabilitasyon Merkezi (İREM)'de 02.12.2017 •Ankara FTR Eğitim ve Araştırma Hastanesi EMG Başlangıç Seviye Kursu 15.06.2019 Şuanda ise Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği ve Türkiye Romatizma Araştırma Savaş Derneği üyesi olarak da faaliyet göstermektedir.